“Avatar”ın kuşları ve göğe kanatsız uçan “Burak” atı-Ali Narçın
Anadolu’nun hangi kentinde kazı ve araştırma yapılmışsa kuşkusuz ki önemli yazılı belgeler bulunmuştur. Bu yazılı belgelerin uzantıları da genellikle Mezopotamya bölgesinin eski kent ve tapınak harabelerinde ortaya çıkarılmış belgelerdir. Bu belgeler arasında imgelerle donatılmış öyküler özenle günümüz dillerine çevrilmiştir. Öykülerin sadece bu bölgelerde ortaya çıkmadığı ve diğer kent devletlerinin geleneksel kültürlerinde de yer aldığına tanık olmaktayız. Bu öykülerden akla gelenler ise; Enki ile Ninhursag, Gılgamış’ın destanları, İnanna’nın yeraltı dünyasına ziyareti, Yaratılış öyküleri, Dumuzi ile İnana, Dumuzi ile Enkidu, Adapa’nın öyküsü, Kurtçuk ile Diş ağrısı, Osiris, İsis ve Ra’nın öyküleri, Apophis’in öldürülmesi, Ullıkimmu öyküsü, İlluyanka öyküsü, Şahmaran öyküsü, Ahid sandığı adlı öykülerdir. Tiamat’ın öyküsü ve bunlardan başka en önemli öyküler ise tufan öyküleridir. Tufan öyküsünün yaklaşık 100 değişik formatının olduğunu bilmekteyiz. Ancak bu öykülerin prototipleri de yine Sümer kaynaklı tufan öyküsüdür. Özellikle Mezopotamya bölgesinde bulunan çivi yazılı belgelerin içinde Gılgamiş öyküsü (Ya da Gılgamiş destanı) araştırmacılar tarafından övgüyle yorumlanmaktadır. Dikkatlerin toplandığı Gılgamiş öyküleri nedeniyle aynı bölgede kazılar sırasında bulunan “Etana ve Kartal” öyküsü unutulmuştu sanki. Böylece eski Mezopotamya’da sadece Gılgamiş öykülerinin olmadığını o topraklarda egemenlik sürdüren Kiş kent devletinin kralı Etana’nın öyküsü karşımıza çıkmaktadır. “Gökyüzüne yükselmiş çoban” anlamında tanımlanan Kiş kent kralı Etana(Etena) bölgede egemenlik sürdürerek komşu kentleri krallığın denetimi altına alır. Arkeolojik kazılar sırasında bulunan bir çivi yazılı mühürde onun bir kartal sırtında göklere yükseldiği belirtilmektedir. Kralın öyküsünü anlatan bir de tablet bulunur. Tablette Kiş kent kralı Etena’nın göklere nasıl uçtuğu gösterilmektedir. Etana’nın eşi tanrılar tarafından lanetlendiği için kısırdı. Kısırlık otunu bulduktan sonra eşi hamile kalır ve Balih adında bir çocuk dünyaya getirir. 1560 yıl egemenlik sürdürmüş olduğu belirtilen kral Etena hakkında yazılan “Etana ve Kartal mitolojisi” adı verilen öyküde ilginç ilişkiler belirtilmektedir. Bu belirgin ilişkilerin bir benzeri 2010 yılında bütün dünya sinemalarında aynı anda gösterime giren “Avatar” adlı filmde yer almıştır. Doğaldır ki sadece Avatar filmi bu konularla entegre olarak ortaya çıkmamıştır. Yıllardır sinema yönetmenleri aynı konuları işler ancak bu konuların Sümer kaynaklı olduğunu nedense ifade etmekten kaçınırlar. Özellikle film eleştirmenleri de aynı kulvarda yer almaktadırlar. Demekki Avatar filminin konusu Sümerlere ait bir sildindir mühür üzerindeki bilgilerdi. Özellikle araştırmacıları hayrete düşüren kral Etena’nın öyküsü Mezepotamya bölgesinde sadece Gılgamıiş öykülerinin olmadığını kanıtlar niteliktedir. A’dan Z’ye Sümer adlı kitabımda bu mitolojiyle ilgili [“…Mezopotamya bölgesine ait silindir mühürlerin çoğunun Gılgamış’e ait olduğu belirtilmişti. Ancak bulunan bir başka silindir mühürde Sümerlerin ilk kent devleti olan Kiş kent devletinin onüçüncü kralı Etana’ya aitti. Etana bir kartal sırtında göklere doğru çıkarken aşağıda koyunlar ve onun göklere çıkışına şaşırarak bakan köpekler resmedilmiştir. Araştırmacılar “Etena ve Kartal” mitolojisinde diğer mitolojilerden farklı olarak tufandan sonra kral ve çobandan yoksun bir halkın içinde bulunduğu yaşamı belirtir. Krallık alameti olarak belirtilen bazı objeler (Asa, taç, tiara (Külah) ve çengelli çoban sopası) gök tanrısı Anu’nun önüne getirilmiş olarak gösterilir. Daha sonra Anunakierin toplantısıyla gökten yere Etana’nın kral olarak indirildiği ifade edilir. Etana krallığında çok yorulur ve krallığın varisi olarak bir erkek çocuğa ihtiyaç duyduğunu her gün tanrı Şamaş’a kurbanlar vererek dilekte bulunur. Şamaşa ‘-Ey tanrı, ağızdan olurun çıksın, bana doğum otunu bağışla, bana doğum otunu göster, üzerimdeki yükü kaldır, benim için bir ad (ün) yap..’ şeklinde yalvarmalarına karşılık tanrı Şamaş bu yalvarmaları dinleyerek kralın karısının kısırlığını yok edecek bitkinin elde edilmesi için dağı aşmasını ve orada bir çukur göreceğini söyler. Çukurda tutsak olan bir kartal olacak, o kartalı kurtarmasını ve kartalın onu doğum otuna götüreceğini anlatır. Tabletin diğer bölümünde bu defa kartalın kuyuda nasıl hapsedildiğini belirten “kartal ile yılan”ın dostluğu ve birbirlerinin yavrularına yiyecek taşıyıp, bakımlarını üstlendikleri anlatır. Ancak kartal yılana ihanet eder ve yavrusunu yılan olmadığı bir anda yutar. Yavrusunun kartal tarafından yendiğini gören yılan, tanrı Şamaş’a şikayet eder. Tanrı Şamaş’ın fikriyle yılan kartalı çukura hapseder. Ancak Etana o kartalı çukurdan kurtarır. Kartal kendisini kurtaran Etana’ya hayat borcunu ödemek için sırtına alır ve Şamaş’a götürür…”] şeklinde ifade ettim. Metinde Kartal’ın komşusu yılana küskünlüklerinin sona erdirilmesi adına bir barış önerisinde bulunduğu ve yapılacak barışla birbirlerine destek olmak amacıyla tanrı Şamas’ın adına yemin ettiklerini görmekteyiz. Kartalın sırtındayken uçuşun özellikleri tabletlerde açık ve net olarak gösterilmektedir. Etena kartalın sırtında tanrı Anun’nun sarayına doğru giderken her iki saatte bir krala dönüp yeryüzüne bakmasını ve neler gördüğünü sorar. Doğaldır ki uzaklaştıkça kara parçasının tamamen kaybolduğunu görecektir. Etena’nın bu mitolojik öyküsü biraz daha değişitirilerek İslam inancı içinde de görülmektedir. Hz.Muhammed de Burak adlı bir atla göklere doğru çıkarken daha önceki meslektaşlarıyla da karşılaştıktan sonra “yeniden doğmak” anlamında düşünülen “ahiret şefaatini” alarak geri döner. Etena da “yeni doğma” anlamında çocuk haberiyle yere indiğini görmekteyiz. İki öyküde de uçuşların eksiksiz yapıldığını görmekteyiz. Bir uçan cihazın İbrahim’e de tanrı tarafından gönderildiği anlatılır. Uçan bu cihazın betimlemesi de günümüzdeki uçağın bir kopyası şeklinde açıklanır. Bu açıklamalara göre rüzgar gibi kanatlarını yana açarak ışık saçıp uçan bir cihaz şeklinde belirtilir ki bu uçakla İbrahimin 35 günlük yolu birkaç saatte aldığı belirtilmektedir. Cihaza benzer bir ifade de Tevrat’ta (Eski Ahid Kitabı) Hezekiel’in başınadan geçen öyküde anlatılmaktadır. Hatta Süleyman’ın Saba Melikesi(Belkiz) ile mektuplaştığı sıralarda Hudhud adı verilen ve oldukça gürültü çıkaran bir kuşla mektupları gönderdiği anlatılmaktadır.
Uçma ya da kuşların kanatlarında göklere ulaşma düşüncesi yeni bir öykü değildir. Bu öykülerden sınıflandırma yapmak da mümkündür. Çünkü eski mitlerin çoğunda kuşların nasıl kullanıldığı anlatılmaktadır. Bir taraftan kuşlar savaşlarda araç şeklinde kullanılmakta bir taraftan seyahat amaçlı ve diğer taraftan da göklerde tanrının saraylaına ulaşma anlamında kulanıldığı yazılmaktadır. Dönemin insanları yararlı çoğu hayvanı kutsal hale getirmiş ve o havanların görüntülerinde resmedilmiş bir tanrı biçimini ortaya çıkarmışlardı. Bunun en açık örneklerini Mısır mitolojisinde görmekteyiz. Yeryüzünün her tarafında göğe yükselme, büyülü kuşlarla seyahat yapma, kuşlarla savaş ve ava çıkma Şaman geleneğinin ütopik ürneklerindendir Buna bir anlamda da düş yüksekliği adını vermek gerekmektedir.
|
|