rfid anteni www.alinarcin.com
Ali NARÇIN


Hiyeroglif alfabeHemen ÇevirCallemanGodcheckerPlaka Tanıma SistemiTasarımplakaokumak.comBaglama KursuCelal YılmazFotoğrafçılık Kursu

Untitled Document

Ali Narçın-Doğumunun 159.yılında Romanyalı şair; Mihai Eminescu

Ezoterik bir şekilde ele alınan yaratılış öykülerinin ortaya çıkma nedenlerinden bir tanesi de belleğin derinliklerinde yer alan, düşünceye var olduğunu his ettiren şiir imgesinin açığaz çıkmasındandır. Tartışmalarda her gün yenilenen bu imgesel yetenek, insan düşüncesini asırlardır süslemekte ve o süslemeler arasında inanılmaz ifadeler ortaya çıkmaktadır. Düşüncenin “neolitik” dönemden günümüze kadar geçirdiği süreçlere bakıldığında şiir serüveni her zaman aklın ötesini yoklayan ve sorgulayan bir egemen düşünce türü konumunda görüldüğü gibi dinsel metinlerin yaratıcı tuğlaları da olmuştur. Çevirisi ve yorumları yapılmış eski uygarlık metinlerinde görünen tek şey; şiirsel cümlelerle ifade şeklinin yazılmasıdır. Yaşam alanı içindeki bölgesel geometrilere bakıldığında her coğrafik alanda mutlaka bir şairin bu konuda ipleri göğüslediği görülmektedir. Tarihsel belgelerde Bogdan, Eflak, Erdel ve Transilvanya prensliklerinin egemenlik sürdüğü sıralarda, Anadolu’da varlığını en üst duruma getiren Osmanlılar bu prenslikleri kültürel yapılarına dokunmadan egemenlikleri altına alırlar. Bucovina bölgesini kapsayan “Bogdan” prensliği, 1310 yılında Besarab tarafından kurulan “Eflak” prensliği, “Erdel ve Transilvanya” prensliklerinin coğrafi haritasında yer alan günümüz Romanya’da da ipi göğüsleyen bir şair görülmektedir. Açlık, sefalet ve borçlar içinde bir türlü çıkış yolu bulamayarak 39 yaşında yaşamını yitiren bu şair, Mihai Eminescu’dur. Bilindiği gibi Romanya’nın günümüzdeki konumunu elde etmesi için geçirdiği evreler ise; Alexandru Cuza ve Carol I döneminde “Romanya Birleşik Prenslikleri (1859-1981)”, Carol I, Ferdinand I, Mihai I, Carol II ve Mihai I döneminde “Romanya Krallığı (1881-1947)”, Constantin Ion Parhon, Petru Groza, Ion Gheorghe Maurer, Gheorghe Gheorghiu-dej döneminde “Romanya Halk Cumhuriyeti (1947-1965)” Chivu Stoica ve Nicolay Çauşescu döneminde “Romanya Sosyalist Cumhuriyeti (1965-1989)” İon İliescu, Petre Roman döneminde ise “Romanya (1989)” şeklinde coğrafik konumunu elde etmiştir. İon İliescu ve Petre Roman evresi olan 1989 döneme bakıldığında Mihai Eminescu’nın düşlediği özgür Romanya, onun ölümünden 100 yıl sonra “gerçekleşmiş” gibi görülmektedir. 1991 yılında Romanya’nın Botoşani kentinde bulunuyordum. Yakın dostlarım olan Costantin Achitei ve eşiyle birlikte hafta sonu gezisi için Putna Manastrı, Vorona, Pietranemat ve Agapia’yı ziyarete gitmiştik. Gezi sırasında kendi aralarında hep Mihai Eminescu adlı bir şair’den söz ediyorlardı. Doğrusu o güne kadar Mihai Eminescu hakkında bilgi sahibi değildim. Bu bilgi eksikliği bir kayıp değildi, ama o bilgilere ulaşıldığı zaman toplumla paylaşılması kadar güzel bir şey olduğuna, Eminescu’nun eserlerini incelemeye başlarken anlamıştım. Özellikle benim isteğim üzerine onun müze haline dönüştürülen evini ziyaret etmeye karar verdik. Mihai Eminescu, diğer kentlerde çalışmasına rağmen Botoşani kentine yakın bir köy olan İpoteşti’yi yaşam yeri olarak seçmişti. İpoteşti’de doğan ve çocukluğu o köyde geçen Eminescu, daha çocuk yaşlarda bile kendisinde farklı şeyler olduğunu his eder ve bunu ileriki yaşlarında kaleme alır. İpoteşti’nin kent merkezine olan uzaklığı 8 kilometre civarındadır. Müze haline dönüştürülen evinde (1991 yılındaki ziyaretimde M.Eminescu için hazırlanmış “ziyaretçi defteri”nde ona hitaben kısa bir yazı eklemiştim.) dolaşıp, belgeleri incelerken, arkadaşlarım, evinin yaklaşık 4 kilometre yakınında bir göl olduğunu ve Eminescu’nun sabah ve akşam saatlerinde gölün kenarına geçip şiir yazma hazırlığı yaptığını söylediler. Köy halkı ona “Orman çucuğu” adını takmışlardı. Çünkü Mihai Eminescu ağaçlardan hiç vazgeçmeyen bir şair olarak tanınmaktaydı. Çocukluğu köyde geçen Eminescu’nun göl ve ormanlar arasına sızan güneş ışınlarının ilginç gölge oyunlarına tanık olanlardan biri olarak zaman içinde halkının en büyük şairi olma sevincini yaşayacaktı. İpoteşti’de kışlar oldukça soğuk geçer. Tıpkı Doğu Anadolu bölgesindeki kış mevsimi gibi soğuk geçen bir iklime sahiptir. İşte Eminescu karlarla kaplı ve çoğu zaman buzlar arasına gömülmüş sözcüklerden inanılmaz bir aşkı ortaya çıkarmaya çaba gösterir. Mitolojide adından söz edilen güzel Narsis’in gölün yüzeyini ayna; Mihai Eminescu’nun da gölün yüzeyini şiir olarak seçme benzerliği soru işaretlerini yeniden gündeme yerleştirir. Narsis’in duru yüzünü ayna olarak gördüğü gölü, Mihai Eminescu şiir olarak görerek gölün yüzüne doğayı yerleştirmeye çalışmıştır. Arkadaşlarımın göl hakkındaki ifadeleri beni onun yazınsal dünyasına yavaş yavaş çeken belirtilerden biri oldu. Evine gelmişken gölü görmez miyim? Hemen oraya doğru yola çıktık. Göl, alçak bir tepenin üstünde etrafı ağaçlarla çevrili bir manzara içindeydi. Çoğu ağaçlar da Ihlamur ağaçlarıydı. Dizelerinde kullandığı “Lacul tei” yani “Ihlamur gölü” dediği bu gölün etrafında ıhlamur ağaçları İlkbaharda, çiçeklerinden sarkan kokularla insanı kendinden geçirdiği için o da şiirlerinde göl için böyle bir ifade kullanmıştır. Genellikle şiirlerinde kullandığı temalar ise; tanrısal yakarışların paralelinde orman, yıldız, göl, yapraklar, çiçekler yer almıştır. Düşünebiliyor musunuz Ihlamur ağaçların çevreye vereceği o inanılmaz kokuyu?...Göle bakarken Eminescu’nun suya yansımış olacağını düşündüğüm şiirlerindeki imgeleri, temaları, kişileri, duygularını hayal ettim. O göl, kim bilir bu şairin kaç milyon sözcüğüne tanık olmuş, kim bilir kaç defa onun yüzüyle birleşmiş, kim bilir kaç defa ölümsüz bir sevda gibi onunla birleşmişti. Yaşadığı yere, güven duyduğu göle ve ormanlık alana baktığımda, dönem dönem ekonomik sıkıntılar içinde olsa dahi şiirler yazarak, Romen edebiyat tarihine geçmeyi başarmış Eminescu’nun serüvenini hayal ettim. Müze haline dönüştürülen evinin bahçesinde Ortodox inancının sembolü olan bir küçük ibadet yeri bulunur. Bu ibadet yerine bakıldığında döneminde Eminescu’nun her ne kadar bazı imgelerinde karşı durduğu inanç şekilleri olsa da bahçe içindeki ikonalarla süslü bu küçük ibadet yerinin onun dünyasında ayrıcalıklı bir yerinin olduğunu gösterir. Yani M.Eminescu şiirlerinde ilahi aşk ile maddi aşk arasında mekik dokur. Bütün bu özellikleriyle elime onun dünyasını almış ve her tarafına bakmak için avuçlarımda dolaştırmaya başlamıştım. 1991 yılında Romen dilini bilmiyordum. Bu şairin eserlerine, düşüncelerine ve tarihsel yaşayışına bakma ihtiyacı bana Romen dilinin çok daha çabuk öğretilmesine neden oldu. Artık konuşmaya başlamış bazı şeyler karalamayı başarmıştım. Kütüphanelere gidiyor, günlük gazete ve dergileri izliyor, onu tanıyan kişilerle sohbet yapabiliyordum. Bir gün aklıma ilginç bir yöntem geldi. Daha fazla bilgi toplamak, yaşamı, sanatı hakkında önemli bilgilere sahip olan yazarlarla tanışmak geldi içimden. Öylesine tanıdığım da yoktu. Tek çözüm Botoşani’de yaşayan yazarlar ve şairlerle tanışmaktı. Ama nasıl? Sonunda basın yolunu denemeyi düşündüm. 1996 yılında Botoşanı’nin yerel gazetesi olan “Monitorul” gazetesine bir ilan verdim. İlanın içeriği şöyleydi.”Ben bir Türk şairim, bu kentte yaşayan yazar, şair ve sanatçılarla tanışmak istiyorum” şeklindeydi. Ertesi gün ilan gazetede yayınlanınca telefonlarım çalmaya başladı. Genç bir şair geldi. Corneliu Gavrilescu adında biriydi. Beraberinde “Fii Tunetului” adlı bir eserini getirmiş ve adıma imzalamıştı. Artık kentin genç şairleri etrafıma toplanmaya başlamıştı. Tanıştık, Eminescu hakkında bildiğim yarım yamalak dille tartışmaya başladım. Bu genç şair arkadaşlarım arasında Anamarıa Burlacu’nın Kasım 1997 yılında yayınlanan “Generatia Pro sau atitudini denuntâtoare” adlı şiir kitabına destek oldum. Kitabın sayfalarında benim ona katkıda bulunduğum belirtilmektedir. Böylece çevrem yavaş yavaş genişlemeye başlamıştı. Bu ara “Viata Botoşanılor” adlı gazetenin genel yayın yönetmeni Traian Apetrei ile tanışma şansı buldum. Traian Apetrei kentin iyi gazeteci-yazarlarından biriydi. Bugün Botoşani kentinde Mihai Eminescu Tiyatrosu’nun üst düzey yöneticiliğini (Müdür) sürdürmektedir. Artık tasarladığım gibi inanamadığım noktalara ulaşmıştım. Mihai Eminescu’nun avuçlarımdaki kapalı dünyası, tek tek kapılarını açmaya başlamıştı. Bana bir baba şefkatiyle davranan Alexandru Oltenu, hep insanlarla tanışmamı ve bu alanda bilgilenmemi sağlamıştı, derken, İaşi kentinde Petre Andrei üniversitesi profesörlerinden Eugenio Safta Romano ile Aleksandru Oltenu aracılığıyla tanışma şansı buldum. E. Safta Romano bir dönem Vaslui’de mahkeme başkanlığı yapmış biri olarak gerek Hukuk ve gerekse dil yönünde bana büyük destek vererek, eğitim görmeme neden oldu. Çünkü o da bir yazardı. Bu güzel insan Iaşi kentinde küçük bir kız çocuğuna yapılan bir enjeksiyonla “Aids” mikrobunun bulaşması nedeniyle 1996 yılında Romanya Sağlık Bakanlığı aleyhine de “1 ley” lik bir tazminat davası açmıştı. O dönemde bu dava Romanya’da günün konusu olmuştu. Ancak E.Safta Romano kalp ameliyatı sırasında yaşamını yitirince aniden bir yalnızlığa itildim. Cenazesinin Agapiya adlı manastırların olduğu bir yere gömülmesini istemişti. İaşi kentinde yargıç olan eşi de öyle yaptı ve E.Safta Romano’nun cenazesini Agapiya’ya gömdü.. Belirttiğim gibi Eminescu artık gizli kapılarını bana aralamış ölümünden yaklaşık 158 yıl sonra beni kabul etmiş gibi hayallerimin uç noktalarında belirmeye başlamıştı. Mihai Eminescu, 15 Ocak 1850 yılında Osmanlı egemenliği sırasında “Basarabiya Bölgesi”, sonra da “Moldova Bölgesi”ne bağlı olarak tarihsel kaynaklarda yer alan Botoşani kentinin İpoteşti köyünde dünyaya gelir. Tarihsel belgelerde onun yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğunda Sultan Abdülmecid (1839-1861), Sultan Abdülaziz (1861-1876), Sultan Murad V (1876) ve sultan Abdülhamid II (1876-1909) egemenlik sürdüren Osmanlı İmparatorluğu’nun başındaydılar. Dönemin egemen gücü olan Osmanlının tavır ve davranışları ister istemez Mihai Eminescu’yu da etkilemiş ve halkı için “özgürlük” çağrıştıran şiirlerin yazılmasına etken olmuştur. Belki inanılmaz ama, kendini gerçeklere adayan bu sanatçının etrafında sanki doğanın tüm sessiz nesneleri, canlılar yardım etmek için toplanırlar. Onlar, şairin duygularına zenginlik katmak için kendilerine verilen görevleri en iyi şekilde yaparlar. Yaşadığı dönemde Osmanlının en çok zorlandığı, gerilediği, Balkanlarda artık söz sahibi olmaktan çıktığı bir dönemdi. Bu nedenle Balkan prenslikleri, Kent devletleri Osmanlının egemenliğini kabul etmiyor, özgürlük istiyorlardı. Ayaklanmalar, baş kaldırmalar artık önlenemez bir senaryonun başlangıcı olmuştu. Mihai Eminescu bir anda kendini işte böyle ayaklanmalar içinde görür ama içindeki sanat aşkını hiçbir zaman ikincil plana itmeden içinde her geçen gün büyüttüğü aşkın merdivenlerini tırmanır. Savaşın sevgiden ve aşktan daha üstün nitelikli olmadığına inanarak romantizmi seçmeyi ve hümanist karakterini de yüceltmeyi ihmal etmez. Gençliğinde yüreğine damlayan şiir aşkı, İpoteşti ormanlarına yansıyan güneş ışınlarının görselliği, gölün duru yüzünün her akşam Eminescu’yu alkışlayan bakışları, yıldızların aşk törenleri ona şairlik değerini verir. İlerleyen zaman süreci içinde Eminescu hastalanır, yaşam savaşı vermek için yakın çevresine borçlanır. Hastalığı nedeniyle kendini daha fazla işe veremeyince bazı dostları onun adına devletten yardım isterler. İlk atağı İacob Negruzzi yapar. İacob Negruzzi Eminescu sevenler adına Parlemento’ya bir mektup yazarak ona ömür boyu maaş bağlanmasını ister. M.Kogalniceanu’nun da desteğiyle ayda 250 lei maaş bağlanır. Devletin bu yardımından önce Botoşani’deki sanatçılar vasıtasıyla da ayda 150 lei toplandığı belirtilmektedir. Ne yazık ki devletin son anda el atmak istediği M.Eminescu; artık son dönemlerini yaşamaktaydı. 1889 yılının 3 Şubatında hastalanınca Marcuta hastanesine yatırılır. 13 Şubatta tüm analizleri yapılır. Ancak hastalığına bir çözüm getirilemeyince 15 Haziran 1889 yılında ölür. “Românul Gazetesi” Eminescu’nun ölümünü tüm dünyaya duyurur. Sanatseverlerin, yazarların, okurların, bürokratların, çiçeklerin, dalların, suların, göklerdeki yıldızların kollarında taşınan Mihai Eminescu, 17 Haziran’da Bucureşt’te “Belu” mezarlığında bir ıhlamur ağacının dibinde “Luceafârul” dediği “çoban yıldızı”yla beraber gömülür. Romanya’daki şairler öksüz kalır. Yaşamında ıhlamur ağaçlarına, dallarına, çiçeklerine şiir yazan Eminescu, Belu mezarlığında ıhlamur ağacının kanatları arasına alınır. Ölümünden sonra Ekim 1889 yılında kitabının dördüncü baskısı yapılır. Titu Maiorescu, kitabın başına “Şair Eminescu” başlıklı bir ön söz yazar. Çünkü ölmeden önce sanatsal değeri çok fazla önemsenmeyen Eminescu, öldükten sonra Romen halkı tarafından sahiplenmiş, neredeyse adı göklere bile yazılmıştır. Iaşı kentinde tanıştığı sevgilisi Veronica Micle ise aynı yıl yanı 3 Ağustos 1889 yılında Mînastirea Varatec’te ölür. Kız kardeşi Harieta da aynı yıl 14 Ekimde Botoşani de ölür. Eminescu ölmeden 9 yıl önce (20 Nisan 1880) kız kardeşi Harieta’ya “…Çabuk değişen bir dünyada yaşıyoruz, tüm rüyalarımız ve umutlarımız dağılıp, gidiyor. Her yılın tek sonbaharı olur, hayatın sonbaharı hiç beklenmedik bir anda ve acaip bir yönden gelir. Hayatının sonbaharında insan kendini gayet ihtiyarlamış his eder, ölmek ister ve ölümü bekler. Sevgili kız kardeşim Harieta, nerede kaldı o çocukluk yılları, dedelerimizden masal dinlediğimiz o günler. Bu dünyada her şey masal…” şeklinde ifadelerin yer aldığı bir mektup göndermişti. Yakın dostu; I. Creanga da aynı yıl ölenler arasındadır. Ezoterik bir grafik oluşturulan bu duygusal duruma bakıldığında romantik düşüncenin Romen topraklarındaki öncüsü olan Eminescu, sanki onu sevenleri çağırır gibi aynı yıl birlikte toprağın derinlikleriyle birleşme yolunu seçtirir. Ölümünden yıllar sonra Romen yazar Bogdan Petriceicu Haşdeu “…O, deli olarak öldü. Fakat tarihte ebediyen yaşayacaktır. Nasıl deli olmazdı, çıldırmazdı bu adam? Açlık ve sefalet yüzünden, sıradan bir övgü için zamanın güçlüleri önünde boyun eğmeyen şairler tarihin her devrinde yaşamışlardır. Tarihte, kimseye boyun eğmeyen, kimseye dilenci eli uzatmayan, Allahın kendilerine verdiği yüksek görevin şuuru ve gururu ile yaşayan şair ve yazarlar da görülmektedir…” şeklinde bir ifade kullanır. Bu ifadelere bakıldığı zaman Eminescu’nun hastalığının son günlerinde acılar içinde kıvranarak öldüğü belirtilmektedir. Çeşitli kaynaklarda M. Eminescu’nun delirmesinin tek nedeni kimsenin onu anlayamamasına bağlanmaktadır. Çünkü felsefe eğitimini yaptıktan sonra şiirlerinde görülen inanılmaz gelişme, şairin ağaçlar arasında yalnız kalmasına neden olmuş ve hiç kimse onu yaşadığı süre içinde anlayamamıştı. Kar altında gizlenen sevgi sözcükleri Eminescu’nun babasının adı Ghoerghe Eminovici (1812-1884), annesi ise Ralucai’dır (1816-1876). Dedesi Vasili Eminovici ve dedesinin dedesi Petre Eminovici; Romanya sınırları içinde Bucovina bölgesindeki Suceva kentine yakın Calineşti köyünün sakinlerindendi. Babası ile Annesi 1840 yılında evlenirler. Bu evlilikten 11 çocukları dünyaya gelir. Mihai Eminescu onların yedinci çocuklarıdır. Bucovina bölgesindeki Suceva kenti ile Moldova bölgesindeki Botoşanı kentinin arasındaki uzaklık ise yaklaşık 38 kilometre civarındadır. Bu bölgelerin kış mevsimi soğuk ve karlı geçer. Mihai Eminescu’nun ailesi dört çocuklarının eğitim görmeleri için Cernauti’ye (Günümüzde Ukrayna sınırları içinde yer almaktadır) gönderirler. Cernautı’de okuyan M.Eminovici(Eminescu)Alman Milli okulunu beşinci sırada bitirir. Alman Milli okulunu bitirdikten sonra Liseye kaydolur. 1863 yılında “yeniyıl” tatilini geçirmek üzere İpoteşti köyüne gider, bir daha da Cernauti’ye geri dönmez. Bucovina bölgesinde yaşayan öğretmeni Aron Pumnul adına Iaşi kentinde kurulan “Aron Pumnul Kütüphanesine” 11 Mart 1865 yılında çalışmaya başladı. Bu kütüphanede çeşitli incelemelerde bulunur. 1866 yılında bir dergide ilk şiiri ”Bende olanak olsaydı” yayımlandı. Derginin editörü de İosif Vulcan adında biriydi. Bu şiir yayınlanırken derginin editörü olan İosif Vulcan, Şiirin altına “Mihai Eminoviçi” yerine “Mihai Eminescu” yazınca ondan sonraki şiir imzaları “Mihai Eminescu” olarak yazılmaya başlanır. Bu ad artık Mihai Eminovici’nin edebiyat tarihine geçen son adı olarak belirlenmiştir. İosif Vulcan’ın Mihai Eminoviçi’nin (Eminescu) ilk şiirini yayınladığı zaman soyadının “Eminoviçi” olduğunu ve onu bilinçli bir şekilde “Eminescu” yazdırdığı bazı tarihsel belgelerin sayfalarında görülmektedir. Çünkü “vici” eki Basarabiya bölgesinde Rus dilini, “escu” ise Romen dilinin ilave takıları olarak belirtilmiştir. (Bu nedenle Mihai Eminescu, günümüzde Moldova ile Romanya arasında paylaşılmaktadır.) Yani İosif Vulcan ”Mihai Eminescu”nun isim babası olmuştur. Bu bağlamda yola çıkıldığında Rusya bölgesine bağlı olan Basarabiya (Moldova) da yaşayan Gagauz Türkleriyle onun aile ilişkilerinin olduğu ve bazı belgelerde “Mikail Emin” adıyla Gagaoz Türklerinin soyundan gelen biri şeklinde görüş belirten kaynaklar bulunduğuna tanık olmaktayız. Hatta yaşam grafiğinde bir dönem Basarabiya’ya gider ve orada Gagaoz Türklerinin yaşadığı Çekmeköyü’nde arkadaşı Iorgo’yu ziyaret eder. Bu tartışmalarla inanıyorum ki Mihai Eminescu’nun edebiyat anlayışı Türk edebiyatına girdiği zaman mutlaka daha farklı ifadelerle karşılanacağını şimdiden belirtmekte yarar görmekteyim. Irkı hakkındaki tartışmaları bir kenara bırakırsak, Mihai Eminescu’nun şiirlerinde önemli kozmolojik ifadelerin, doğanın simgeleri olan orman örtüsünün, çiçeklerin, suyun, mitolojik gelişmelerin, uygarlık yaşantılarının ve en önemlisi orman kalbinin içindeki bin rengin nasıl hareket edeceğini dizelerine taşıdığı gibi, siyasal içerikli bazı dizelerinde baş kaldırmayı, özgürlük arayışında ise toplumun bir anlamda da kültürel yönden ayaklanmasını dile getirmeye çalışmaktadır. Onun belki de hayal dünyasına yansıyan en güzel duygusunun gökteki yıldızlar, toprak, büyük sular, yerdeki ağaçlar, dallar, yapraklar ve çiçeklerle dost olarak geçinmesiydi. Yüreğini kaplayan ateşin bir benzerini Anadolu topraklarında yaşamış Yunus Emre ve Mevlana’nın yüreğindeki yakılışıyla örtüşecek dereceye getirmek sanırım yanlış olmayacaktır. Çünkü Yunus da Eminescu da ilahi bir aşkın içinde kıvranmış ve hümanist yanlarını korumaya çalışmışlardı. Doğa, Eminescu için gizli bir akademik oda olmuştur. Çünkü çocukluğunda iç içe yaşadığı ormanlık alan, göğün beyaz perdeleri olan bulutlar, karlar onu dost olarak kabul etmiş ve yazdığı şiirlere Eminescu istemese de onlar zorla onun dizelerine yerleşmişlerdi. Ağaçlar, dallar, yapraklar ve gökte ışık saçan nesneler ondan hiç vaz geçmemişler. Hep birlikte ağlamış, birlikte sevinmiş ve birlikte yaşamışlardı. Bir dönem milliyetçi ulusal hareket içinde yer alan Eminescu 1870-1871 arasında ortaya çıkan Paris komününden de etkilenerek bu yönden de çalışmalar yapar. Hatta bu etkilenmeden “İmpârât şi Proleter”(“İmparator ve Emekçi”) adlı bir şiir yayınlar. Bu etkilenmenin temel kaynağı da Viyana ve Berlin’deki felsefi eğitiminden dolayı almış olabileceği tartışma konusu olmuştur. Zaten şiirlerindeki kronolojik tarihsel oluşuma bakıldığında farklı ifadelerle şiirler yazmış olduğu görülmektedir. Felsefe eğitimi Eminescu’yu kendi aklının dışına itmiş ve şiirlerine daha güçlü ifadelerin girdiğine tanık olmaktayız. Çünkü Avrupa’ya açılan böyle bir kalem, böyle bir şair, oraların coğrafyasına da el atabiliyorsa ondaki felsefe derinliğini aramak gerekecektir. Doğa sevgisi ona “Lucefarul”(Çoban Yıldızı) adlı bir şiirin yazılmasına ve bu şiirle Eminescu’nun şöhretin basamaklarına tırmanmasına neden olmaktadır. [“Floare de Tei” (Ihlamur Çiçeği)] adlı bir şiirinde “Ihlamur, Zambak, Elma, Kiraz, Mayis, Meşe, Yayla, Göl, Kök, Kozalak, Kır, Çimen, Acı, Dağ, Yol, Ölüm” çiçekleri üzerine romantik düşünceler katar. Bu şiirin ifadelerine bakıldığında Eminescu’nun İpoteşti’deki ormanlık alanda çok dolaştığına işaret edilmektedir. Günümüzde Romanya sınırları içindeki “Moldova Bölgesi” olarak belirtilen bölgede yer alan Botoşani kentinde kış mevsimi uzun sürer. Tıpkı Türkiye’nin doğu bölgelerindeki kış mevsiminin sertliği yaşanır. Bu nedenle M.Eminescu’nun şiirlerinde kış mevsiminin özelliklerini, soğuğu çağrıştıran ifadeler görmek, şaşırtıcı değildir. Çünkü o zor kış mevsiminin gölgesinde yaşamış ve sözcükleri donmuş olsa da duygularını kağıda aktarmasını becermiştir. Buna örnek olarak [“Ce tel egeni”(“ Neden sallanıyorsun”)] adlı şiirinde kullandığı “Sert esiyor rüzgar /Bahar gelmez, hep kış var burada” dizeler, kış mevsiminin acımasız derecede soğuk olduğunu ifade etmektedir. İklimsel özellikler ve coğrafik yapıya bakıldığında Botoşanı kentinde Mihai Eminescu’nun ortaya çıkması bir rastlantı değildir. Kentin toprağında sanat kokusu yükseldiği için burada ayrıca Liveni köyünde bestekâr Gheorge Enescu, tarihçi Iorgo ve Ressam Luciyan, ayrıca Türkiye’de bulunan ve “Dimitrie Cantemir Romanian Cultural Institute” müdürü Prof. Dr. Mihai Maxim ortaya çıkarlar. Kentin doğası gereği bu sanatçıların adlarını çoğaltmak da mümkündür. Çünkü günümüzde Botoşanı kentinde yaşayan başta şair M.Eminescu ile ilgili sanatsal çalışmaları bulunan şair Gellu Dorian, Ciprian Manolache, Valentin Coşereanu (Director Memoriayal İpoteşti), Lucia Olaru Nenati, Amerikan ve Romen şiirlerinden bir antoloji hazırlayan şair Vasile Amarghioaleri, şair Corneliu Gavrilescu göze çarpan şair ve yazarlar olarak görülmektedirler. Genel bir bakış sergilendiğinde Doğa sevgisi ve aşk sevgisini bir bütünlük içinde şiirlerinin mutfağında kullandığı ve özellikle sevgilisi Veronica’nın aşkını yüceleştirdiği bazen de tepkilerini gösterdiğine tanık olmak hiç de zor değildir. Çünkü aradığı sevgiyi Veronica’da bile bulamayan şair; ifadeleri olmayan bir aşkı arar durur. Ancak belgelerin tümünde Mihai Eminescu’nun tek sevgilisi olarak adı belirtilen Veronica için son derece duygusal, romantik şiirler yazdığı belirtilmektedir. Yaşam alanı içinde çalışmalarına, kişiliğine karşı yapılan eleştiriler için de ayrı bir şiir yazar. “Crıtıcilor mei” (Eleştirenlerim) adlı şiirinde; ”Yazacak bir şey yoksa/Şiir yazmak kolaydır!/Dolambaçlı boş sözleri/Yan yana kuyruk yapar/” şeklinde bir ifadeyle şiir yoluyla eleştirisini yapmaktadır. 1870 yılında Romen edebiyatının en üst düzeydeki eleştirmeni Titu Maurescu..Mihai Eminescu’ya gerçek bir şair ünvanını verir. Eminescu Muhafazakâr milliyetçi görüşü nedeniyle Romen politikasının sağ kanadının bir sembolü durumuna getirilir. Şiirlerinde, Budizm, Hıristiyanlık ve Ateistlik temaları görülür. Bu tavrıyla daha önce sosyalistler tarafından benimsenen Eminescu’nun milli duygulara yaslanması nedeniyle sempatileri azalır ve önemsenmez duruma getirilir. Şiir çalışmalarındaki şekli serbest ölçüye dayanan Eminescu’nun “gazel, kâside, ölçü” türlerinden de yararlandığı ve “sone” de yazdığı görülmektedir. Özellikle uzun şiir yazma biçimi Mihai Eminescu’nun içinde bitmeyen duygularının yükselişi anlamında değerlendirilmiştir. Yazdığı şiirlerinin bazılarında “Divan Edebiyatı”nın biçimini görmek de mümkündür. Osmanlının egemen olduğu o dönemler ise Mihai Eminescu’nun dikkatinden kaçmaz ve Osmanlıyı şiirlerine kadar taşır. Şiirlerinin yanı sıra özellikle Osmanlılar tarafından Bogdan Voyvodası olarak bırakılan ve Avusturya kralı tarafından yaralanıp daha sonra evinde ölen Stefan Çel Mari için yazdığı makaleler onun ülke içinde adının daha çok duyulmasına neden olmuştur. Özellikle romantik şiirlerin şairi olarak tanıtılan Eminescu zaman zaman kralcı bir şair konumunda da kendini belli eden dizelerle çıkar okurun karşısına. Buna örnek olarak Stefan Çel Marı için yazdığı övgü dolu makalesidir. Osmanlıya karşı duruş biçimi de onun için halkın bir kahramanı olma içgüdüsüdür. Ancak duygu, düşünce ve felsefi yönden Eminescu, içinde bulunduğu çağın çok daha ilerisini düşünerek yazar ve evli olan sevgilisi Veronica’dan da bir türlü vazgeçemez. Viyana’da Eğitim yaptığı Üniversite’de felsefe, felsefe tarihi, Mantık, Mısır ve Roma tarihi, Fiziki Coğrafya dallarında bilgilenir ve bu eğitiminden sonra şiirlerinde gözle görülür bir farklılık ortaya çıkar. Öğrencilik döneminde Ioan Slavici ile tanışır. Özellikle Viyana’da karşılaştığı Veronica Micle ile yaptığı mektuplaşmalar Romen edebiyatında yer aldı. Ona daha sonra ölümüne aşık oldu. Vasile Pogor, Theodor Rosetti, Romanya’nın Berlin’deki Askeri Ateşesi Iacob Negruzzi ve Titu Maiorescu, onun yaşamıyla ilgili kültürel ve siyasal bağlamda Junimea’yi (Gençlik ) anlattı. Ayrıca Mircea Eliade, Gheorghe Bulgar, Tudor Arghezi, Lucian Blaga, Edgar Papu, Tudor Vianu ve G.Ibrâleanu; Eminescu hakkında çeşitli düşünceler ortaya koyarlar. Hatta Botoşanı kentinde yaşayan çağın şairlerinden Gellu Dorian’ın da Mihai Eminescu hakkındaki çalışmaları dikkatle izleniyor. Iacob Negruzzi, Viyana’da bir kafeteryada yapılan edebiyat toplantıları sırasında gördüğü Eminescu’yu daha sonra keşfedenler arasında görülür. İçinde bulunduğu karmaşık geçinme, Viyana ile Berlin’deki eğitimleri, eserlerinde kullandığı yeni düzenlemelerde özellikle yalın sözcükler, imgesel benzerliklere az yer vererek yaşamın duruşuna karşı romantik yanını göstermeye çalışır. Yani hümanist olur. İnsanı ve canlıyı sevmeye ancak alacaklı olanların da karşısına çıkmamak üzere İaşı kentini terk edip de Basarabiya’ya kaçtığını da ifadeler arasına almaktan kaçınmamak gerekecektir. Görüleceği gibi Mihai Eminescu hapis hayatı yaşamaz ama, kendini şiirlerinin içine hapsederek bir anlama da cezalandırma yolunu seçmektedir. Gördüğü ekonomik sıkıntı savaşlardan daha acımasız olmuş ve bu nedenle de hastalanarak kısa süre içinde hayata gözlerini kapamıştı. Bir anlamda da kötü, karanlık, işkence çektiren gözlerden kendini saklamak için kelimelerden bir perdeyle gözlerini 39 yaşındayken kapatma cesareti göstermiştir. Aniden ölümü ise dönemindeki şair arkadaşlarını yalnızlığa itmiştir. Nazireli bir bakış Mihai Eminescu, Romanya’nın yazınsal tarihinde önemli kişiliklerden biri olarak adı çoğu kültürel yerlere verildiği gibi Romen Lei’nin içindeki fotoğrafları da paraya farklı ve kültürel bir canlılık vermektedir. 2000 yılında Romanya Kültür Bakanlığı Mihai Eminescu’nun doğum yıldönümü olan 15 ocak tarihini ülkede “Bayram” olarak ilan eder. Hatta 1999 yılında Unesco tarafından ölümünün 100 yıldönümünde Mihai Eminescu’yu anılanlar arasına konulur. Şiirleri yaklaşık 60 dile çevrilen M.Eminescu Romanya’nın edebiyat sembolü olmuştur. Eserleri, Arnavut, Arap, Ermeni, Bengal, Bulgar, Çek, Çin, İngiliz, Esperento, Fin, Fransız, Yunan, Gürcü, Hint, İtalyan, Japon, Leton, Latin, Macar, Makedon, Malezya, Hollanda, Portekiz, Leh, Pencab, Rus, Sırp-Hırvat, Slovak, İspanyol, İsveç, Türk v.s gibi dillere çevrilmiştir. Çünkü her Romen şair ve yazar, mutlaka M.Eminescu ile ilgili yazılar yazar ve onun adına şiirler düzenlerler. Görüleceği gibi ülkesinin özgürlüğü için çaba gösterip, milliyetçi ulusal bir çizgide yer alan Eminescu, Nicolae Ceauşescu döneminde de dışlanmamış ve sahiplenmiştir. Ama ülkemizde sanatçılara gösterilen bu yaklaşım farklıdır. Şiirleri yaklaşık 40 dile çevrilen Nazım Hikmet’in adından korkanlar onun adına ne okul ne de tiyatro kurmuşlardır. Hatta Türk parasının üstünde Nazım’ın resmini görmek büyük bir suç olarak değerlendirilmektedir. Oysa yazmak, özellikle de yazmak insanı duyguların ne kadar yüce olduğunu işaretler. Nazım Hikmet’i M.Eminescu ile yan yana getirmek çok zor bir seçenektir. Çünkü biri doğanın ve ilahi aşka yakalanmış diğeri de insan emeğinin aşkına. Bu iki farklı ayrıntıya bakıldığında Nazım Hikmet adının Türk okullarına, tiyatrolarına, opera salonlarına verilmesi gerekmektedir.


[ Geri ]


A' dan Z' ye Sümer
Kapak resimleri üzerine tıklayınız.