Mısır

Nilin Ezoterik Ülkesi Mısır

 

  

 

 

Günümüzdeki resmi adı Mısır Arap Cumhuriyeti olan Eski Mısır’ın Nil deltasına, Mu kıtası ya da Atlantis’te meydana gelen doğal felaketlerden kaçarak gelip yerleşen insanların gösterdiği olağanüstü çabalarıyla bugün inanılmaz dev eserlerin yaratılacağını kuşkusuz hiç kimse düşünemezdi. Nil deltasındaki ıssız çöllerin Thot adında Atlantis kökenli bir bilgenin, Mu kıtasının doğal felaketler karşısında sulara gömülmesiyle, bölgeden göç eden ve beraberinde getirdiği adamlarıyla konakladığı yeri zenginleştirdiği arkeolojik buluntular ve jeolojik katmanlar sonucu açıklanmıştır.  Mısır’ın krallık olmadan önceki ısısız yaşamı, yanı Nil deltasına Thot ve adamları gelmeden önce hiçbir ezoterik yelpazenin bulunmadığı belgelerle kanıtlanmak istenmiştir. Çünkü yaşamın son derece zor koşullar altında başladığı Nil deltasının “ata insanları” geldikleri platodan beraberindeki ezoterik bilgileri de nil deltasına yükleyerek Mısır kumlarını bugün büyülü bir haritaya taşımayı başarmışlardır. Thot, Nil deltasına göç ettiği zaman kolonisinde “Osiris” adlı bir bilgenin düşüncelerini de beraberinde getirmişti. Bir taraftan bölge yaşanacak duruma getirilmeye çalışılıyordu, diğer taraftan da tanrısal inancın sembolü olan ezoterik yaratılışı yerleştirmeye çalışıyordu. Her şey tamamlanmış evler kurulmuş, ortam yaşanacak duruma geldiğinde Thot’un düşüncelerine inandığı Osiris kültünün yaygınlaşması için ilk pramidin temellerini atmasıyla başlar. Bu inanç sonraki krallar tarafından yeryüzünün en kutsal inancı haline getirilmiş ve adına devasa tapınaklar yaptırılmıştır. Bu tapınaklara da arkeolojik kazılar yapanlar “Piramit” adını vermişlerdi. Yunanlılar bu kente “kara toprak” adını takmışlardı. Hiyerogliflerde de “ta-mera” olarak anılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Giritte Schliman tarafından bulunan bir tablette “... Mısırlılar “Misar”ın soyundan gelmektedirler. Misar tarih Tanrısı Thot’un çocuğuydu. Thot ise Atlantisli bir rahibin göçmen oğluydu. İlk tapınağını Sait’e kurdu. Ve orada anavatanın bilgeliğini öğretmeye başladı...” şeklinde notlar yazılıydı. Acaba Mısırlıların soyu Atlantis kıtasındaki felaketlerden kaçan bir halka mı dayanıyordu. Mısır’ın dünya literatüründe de adı iki anlamda kullanılmaktadır. Eski Mısır dilindeki adı olan Kopt (Bu sözcüğün Kemet sözcüğünün kökünden türetilmiş olduğu belirtiliyor), İbranilerin “Mizraim” sözcüğünden türetilmiş olduğu öne sürülen “Mısr”dır. Hititler metinlerinde Mısır için “Miziri” adını kullanmışlardı. Avrupa dillerine de El-Kopt sözcüğü kök alınarak geçmiş olduğu ifade ediliyor. Araştırmacılar Türk diline Mısır adının geçmesini de “Mısır buğdayı” olarak bilinen tahılın daha sonraki yıllarda “Mısr” sözcüğüne ses uyumu nedeniyle sadece “Mısır” adı uygun görülerek kullanılmıştır. Bu kent, Nil nehrinin her iki yakasını, Akdeniz ve Kızıldeniz yakınında Afrika’nın Kuzeydoğusunda yer alan bir devlet. 1 milyon metrekarelik alana sahip olan bu ülkenin başkenti Kahire, resmi dili ise Arapçadır. Mısır topraklarının çoğu kurak ve kayalıklar yer alır. Kışın yağışlı bir iklime sahip olan bölgenin güneyine doğru gidildikçe sıcaklık oranı artar. Bu kentin uygarlık tarihi ancak yakın dönemlerde incelendi. Dönemin başkentleri ise Hierakonpolis ile Neheb’di. Bu kentte Neheb (Nehetti) adında bir de tanrıça vardı. İ.Ö. 3200 yıllarında Hierakonpolis’li olduğu tahmin edilen Narmer, Nil deltasındaki iki krallığı birleştirdi. Bu krallıklar yukarı ve aşağı Mısır olarak bilinirdi. Yukarı Mısır’ın başkenti Hierakonpolis’ti. Bu kentte yaşayanlar “akbaba-tanrıça” olarak betimlenen tanrıça Nehetti’ye taparlardı. Nehetti beyaz bir taç takardı. Aşağı Mısır’ın başkenti ise Buto olarak bilinirdi. Bu kentte “yılan-tanrıça” olarak betimlenen Uto’ya taparlardı. Uto kırmızı bir taç takarak tanınırdı. Yunan dilinde “pskhent” olarak geçen iki taç için Mısırlılar “iki güçlü” diyorlardı. Narmer, Manheton’un çizdiği şemaya göre 30 Hanedanlı İ.Ö. 330 yılında Büyük İskender Mısır’a girmeden üç bin yıllık firavunların ilk kralıydı. Narmer iki Mısır’ı birleştirdikten sonra başkenti olan Tis’i, Abydos yakınlarında kurdu. Bu Hanedanlar hakkındaki bilgiler; Abydos, Sakkara ve Hilvan’daki (Aşağı Mısır) buluntulardan dolayı öğrenilmiştir. Narmer’in delta kıyısında yeni Memfis kentini kurduğu tahmin edilmektedir. Tinit dönemi olan İ.Ö. 3200-2778 arasında tarım ve hayvancılığın ilerlemesiyle beraber tanrısal nitelikli monarşik düzenin de ilkeleri yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. III Hanedanın ilk kıralı (İ.Ö. 2778-2420) kral Coser’di. Kral Coser’in mimarı ise İmhotep’tir. Memfis’i başkent olarak seçti. III ve IV Hanedanlardan günümüze Sakkara’da, Gize de, Meydum, Abusir dışında görkemli Keops, Kefren ve Mikerınus yapılarının adları ve o adların ait olduğu mezarlar sıralandı. IV-V Hanedanlar döneminde firavunların kurduğu monarşık sistem, Mısır topraklarına tam olarak yerleşti. Kral Snefru, kralın güvendiği ve kral adına adaletli kararlar veren bir vezir atadı. Güneş Tanrısı Ra’ya inanıyor ve devlet dini olarak görüyorlardı. VI Hanedanlar döneminin firavunlarından Teti, Pepi I ve Pepi II yönetimlerinde nedimeler ve gözdelere ayrılan verimsiz zamanı fırsat bilen halk ayaklanarak uyarı sinyalı verdi. Bu da Hanedanların yavaş yavaş güçlerinden yoksun olabileceğini hatırlattı. VII ve VIII hanedanlar döneminde ayaklanmalar daha da çoğaldı. Ülke istilalar ve bir nevi anarşik ayaklanmalarla karşı karşıya kaldı. El-feyyum’daki (Heraklepolis) IX ve X Hanedanlar döneminde oligarşik sistemdeki kralların pekişmesi yüzünden ayaklanmalar bu Hanedanda da devam etti. XI Hanedanlar döneminde, Teb prensleri ülkenin birliğini korudular. Hanedanın kralları Antefler ve Montuhotepler Amon’a öncelik tanıyan Mısır tarihinin ilk Hanedanları oldular. XII Hanedan kralları Amenehmatlar, Sesostristler bunlar başkentlerini Lişt’e taşıdılar. Onlar da Amon’u benimsediler. Firavunlar artık Tanrı ile insanlar arasında arabuluculuk yapan biri olarak görüldü. XIII ve XIV Hanedanlar döneminde firavunların zayıflığı istilacıların işine yaramıştı. Hayksoslar yavaş yavaş krallığı ele geçiriyorlardı. İstilacılar XV ve XVI’ncı Hanedanlar döneminde de baskılarını sürdürdüler ancak yukarı Mısır’a dokunamadılar. Ara dönemde Kames, Ahmosis Hayksosları Mısır topraklarından kovdu. Avaris’i ele geçirdiler. XVIII-XX Hanedanların krallık sarayları Luksor’daydı. Başkent olarak Teb’i seçtiler. Adı geçen Hanedanlar döneminde yönetimdeki firavunlar monarşinin altın çağını yaşadılar. Amenofisler, Totmosisler, Seti, Mineptah ve Ramsesler ülkesi için çok çalıştılar. XXI Hanedanın kurucusu Smender’di. Aynı dönemde Teb’de bir yönetim daha ortaya çıktı. İstilacılar ve birçok yabancı Hanedanlar yüzünden gerileme dönemi başladı. XXII Hanedanı Libya kökenli olduğu söylenen Seşonk (Ya da Şoşenk) kurdu. Şeşonklar, Osorkonlar, Takelotlar Bubastis’te hüküm sürdüler. XXIII Pedubastis Tanis’i kurdu. XXIV Şabaka, XXVI Psamatik I, XXVII Ahemeni, XXVIII Sais kralı Amyrtoios ve XXIX Hanedanlar ile XXX Hanedanlar bir türlü ayaklanmaları önleyemeyince firavunluk Büyük İskender’in Mısır’a girmesiyle sona erdi. Mısır’da din yerel bir dindi. Halk önce bulundukları kentin tanrısına daha sona ise bağlı bulundukları eyaletinin tanrısına taparlardı. Bu tanrılar hayvan sembolleri bitkilerden yapılmış süsler ya da anıt heykeller şeklindeki yapılardı.

 

 

 

Eski Mısır’da konuşulan “Hami-Sami” dili. Mısır ve Sudan’da konuşulan Arapça lehçe. Sami ailesinin bağımsız bir dilidir. Bu dilde üç şekilde yazı yazıldı. Anıtsal yazılarda Hiyeroglifler, papirüslere işlenmiş yalınlaştırılmış hiyeroglifler, daha da yalınlaşmış “Demotike” yazısıydı. Bu dil günümüzde dinsel tören dili olan “Kıptıce” olarak bilinmektedir. Yazıların farklı sembollerle kullanılarak tapınak duvarlarına yazıldığı ve bu sembollerle yazılan yazıların da zamanla çeşitli değişimler içinde olduğu görülmektedir. Hiyeroglif adıyla kullanılan resimli yazı Eski Mısır kültüründe İdeogram sisteminin temel birimi, resim simgelerinin kullanıldığı bir yazı biçimidir. Belirtilen resimler, motifler bir karakteri temsil ederek guruplaşır. Bu guruplandırma ilk defa 1797 yılında “de origine et usu Obeliscorum” adlı eseriyle Zoega gerçekleştirmiştir. (Örneğin Maya-Hitit hiyeroglifleri) İ.Ö. 3200-İ. S 394 yılına kadar etkisini gösterdi. Bu yazı sistemi uzun bir süre çözülemedi. İlk defa Champollion 1822 de bu yazı sisteminin her harfinin anlamını verecek fonogram ve ideogramlardan oluştuğunu ortaya koydu. Champollion 1824 yılında “ Precis du systeme hierogliphique” (hiyeroglif sistemi özeti) adlı eserinde bu yazının son derece karmaşık bir yazı sistemi olduğunu açıkladı. Bu yazı da diğer ilkel yazılar gibi kökleri resimde aranır. Hiyeroglif yazı dili “ Hami-sami” dillerindendir. Yazı biçiminde ünlü harfler olmadığı gibi her sözcüğün anlamını veren ünsüz bir yapıyı taşır. İlk dönemlerde sözün yerini imge aldığı için simge (piktogram) kullanmadan doğrudan gösterme eğilimi vardı. Tek ünsüz yazının temelini oluşturan 24 fonogramın varlığı vardı. Yazının okunuşunda 3 zorluk göze çarpar “ 1-Birçok söyleyiş aynı gerçeği gösterdi. 2-Aynı ideogram birçok gerçekliği gösterdi. 3-Düşünsel özellik taşıyan birçok kavram aynı imgeye bağlı kaldı”. Her üç durumda ideogram önünde sessel bir okunuş tarzı belirdi. Yazı sözcüklerinin çoğu ses işaretlerinden ve görüntü işaretlerinden oluşur. Mısırlılar hiyeroglifleri basit durağan resimler gibi görmüşlerdi. İnançlara göre büyülü bir yol izlenmişti. Üzerinde hiyeroglif yazısı bulunan bir dikilitaş (Stele with hieroglyphic) İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesinde koruma altına alınmıştır. Daha sonra kullanmış oldukları Hiyeratik yazı, Yunan dilinde “kutsal” sözcüğünden gelir. Papirüs üzerine yazılan yazıyı belirler. Bu yazı şekli Mısır tarihinde uzun yıllar kullanıldı. Adını geç dönemde alan bu yazı şekli daha çok uzun dinsel metinlerde kullanıldı. Hiyerogliflerdeki resimlerin asgariye indirilmiş şekliyle yazılırdı. Kolay bir yazı sistemi olduğu için Mısırlılar bu yazıyı benimsemişlerdi.

 

 

 

 

 Tarımın ilk başlama dönemi Mısırda sulu tarım kültürü olarak başladı. Bu dönem sanatı tarih öncesi “neolitik çağ” taş ve bakır” çağı İ.Ö. 5000-3000” dönem olarak belirtilmektedir. Mısır sanatı tarihsel dönemlere göre üç aşamada incelendi. Ancak bazı bilim adamları bu döneme ek olarak kayıp olan bir dönemden söz ederler. Bu dönem; Negade I (İ.Ö. 3400-3100) ile Negade II (3100-2800) çağlarını kapsayan dönemlerdir. Bu dönemde Mısır anıtsal mezarların ilk denemelerinin izine rastlandı. Ayrıca seramik eşyalar, bıçak sapları da buluntular arasında görülür. Dönemler; a-) Eski imparatorluk: (İ.Ö. 2800-2190[“başka bir kaynakta da İ.Ö. 3. 000-2100/1-10 hanedanlar”]) I Hanedandan ile 10 hanedana kadar olan sanat. Sanatın merkezi ise Memfis’ti. Bu dönemde ilk anıtsal mastabalar yaptırıldı. Bunlar dikdörtgen planlı olarak yapılırdı. Taşları birleştiren ilk kirişler icat edildi. Ayrıca bu dönemde kum ve kireç karıştırılıp harc olarak kullanıldı. Nil kenarında yaptırılan ve tapınak görünümünde olan her piramit tünellerle birbirine bağlanmıştı. Bu yapıların içindeki mezarlar ölü gömüldükten sonra özel eşyasıyla bir daha açılmamak üzere kapatılırdı. IV Hanedan döneminde Keops, Kefren, Mikerinos piramitleri yaptırıldı. Bu piramitler mimarlık örnekleriydi. Kefren’i simgeleyen Sfenks de bu önemli mimari gelişmenin içinde yer almaktadır. Bu dönemde basamaklı piramit deneyleri yapıldı. Firavun Diyozer’in (İ.Ö. 2650) Sakkara’daki piramidi buna örnektir. Davşur’da bitirilmemiş bir piramit ile fravun Snofro’nun Meydum’da yaptırdığı bir piramit daha vardır. b-) Orta imparatorluk dönemi; (11 Hanedandan ile 17 hanedana kadar [“bazı kaynaklarda da 11-17 hanedan olarak”]) Sanat merkezi Teb kentidir. (İ.Ö. 2190-2052[“bazı kaynaklarda da İ.Ö. 2100-1560”]) Bu dönemde merkezi sistemde zayıflama başlar. Bu zayıflama XII Hanedana kadar devam eder. Bu Hanedandan sonra yapılar yeniden gözden geçirilir. Çizimler yapılır. Kayalık bir vadi olan Der el-Bahri’de çeşitli mimari yapılar yaptırılır. Burada Montuhotep III’ün (Mentuhotep) mezarı bulunur. Katlı bir mezardır. Dağın içine oyulan mezar odaları bulundu. Bunlarla ilgili Beni-Hasan’da çok örnekler vardır. c-) Yeni İmparatorluk dönemi. (17 hanedandan 26 hanedana[“bazı kaynaklarda İ.Ö. 1560-715/17-24 hanedan”]) kadar olan dönemlerdir. Bu dönemlerden sonra “geç dönem İ.Ö. 715-332/25-31 Hanedanlar” Yunan dönemi olan Ptolemaioslar dönemini de geçiştirmemek gerekiyor. Sanat merkezi aşağı Mısır’daki bazı kentlerdir. En önemli kent ise Sais’tir. Bu dönemin sanatı da genel olarak Der el-bahri’de göze çarpmaktadır. Buradaki Montuhotep III’ün mezarının yanında Kraliçe Hacepsut’un mezarı kaya içine oyularak yaptırıldı. Bu dönemde dikili taşlar büyük heykeller de göze çarpmaktadır. Mısır sanatında kral mezarlarını süsleyen resimlerden çoğunlukta olan dört ırkın yaşadığı tahmin edildi. Bunlardan Mısır’ın yerlilerini kırmızı “Rot-en-ne-roma” renkte, Asyalılar ya da Samileri sarı “Namu” renkte, Güneyliler ya da zenciler siyah “Nahsi” renkte, Libyalıları, batılı ve kuzeylileri mavi gözlü, sarı sakallı “tamhu” olarak belirttiler..

 

 

 

 

Tanrıların onurlandırılıp, hizmetine dayanan Mısır sanatının Mimarı gelişmesi krallar için yapılan mezarlar, tanrılar için yapılan tapınaklar ve törenlerle başlar. Yapılan yapılar olabildiğince süslü ve duvarlar sembolik yazılarla kaplıydı. Dinsel yöndeki Mimaride ilk örnek pavyon biçiminde çamur ve şeker kamışından yapılan mezarlıklardı. İlk mimari gelişmeler eski İmparatorluk döneminde ölüler için yapılan yapılar olmuştur. Mastaba olarak isimlendirilen piramitler tipik örneklerdir. Bu tip yapılar dikdörtgen şeklinde planlanmıştı. Mastabaların ortasında bir kuyu vardır. Bu kuyu ölünün sakofajının indirildiği ve daha sonra taşlarla kapatılan bir hücre koridoruna açılır. Cenazeye sunulan armağanlar burada saklanır. Duvarlarda Osiris yazgısına boyun eğen ölüleri gösteren kabartmalar yer alır. Bazı mastabalar çok odalı olur. Giriş odasının önüne konulan bir masada armağanlar teşhir edilirdi. Eski imparatorluğun en iyi mimarı buluşu Piramitlerin yapılmasıydı. Bunlar Mısır’ı dünyaya tanıttılar. Yüzlerce yazar araştırmacı bilim adamının dikkati Mısır’a çevrildi. Her ne kadar firavunların mezarı olarak bilinmişse de ölüye ait bir anıt mezar olarak ortaya çıkıyor. Bu yapıların mimarları da yetenekliydiler. Bunlar arasında III Hanedan kralı Zoser’in mimarı İmhotep’i gösterebiliriz. Piramitler ölüye ait bir yapı olmakla tanındı. Bu piramitlerde giriş holü sütunlu bir veya birkaç salon “hipostil salonlar” heykeller avlusu bir veya birkaç şapel ve gerçek mezarın bulunduğu oda. En ünlüleri Gize yakınında bulunan Keops, Kefren ve Mikerinos’tur. IV hanedan döneminde yapılan yapıların konumları biraz daha farklıdır. V hanedan döneminde süsleme sanatı başlar. Bu dönemde Lotüs ve Palmiye başlıklı sütünlar görülür. Bunlar semboller ve yazılarla süslüdür. Bu sütunlar palmiye türü, Lotus türü, Papirüs tipi, Tanrıça Hathor’un yüzünü gösteren hathorik tipi. Orta ve yeni imparatorluk döneminde daha farklı bir mimarı gelişme görüldü. Bazıları yeni yapıldı. Eski ve döküntü olanlar da onarıldı. Bunlardan birkaçı Hıristiyanlık döneminde kilise olarak kullanıldı. Amenemhat III’ün Medinet-Madi’deki “Renenuet” bu sonuca uğrayan yapılardandı. Bunlardan günümüze sağlam olarak ulaşan XII Hanedan dönemindeki Sesostris köşküdür. Bu köşk Karnakta İ.Ö. 1970 civarında yapıldı. Yeni imparatorluk döneminde çoğu yapılar dinsel amaçlı olarak kullanıldı. Çevreleri sefenkslerle kapandı. XII-XVIII dönemde de çeşitli tapınaklar yaptırıldı. En önemlileri Karnak’taki Amon tapınağıydı. Seti I ile Ramses II’nin yaptırdıkları 300 hipostil salonlu yapıları da gözde olanlardır. Ayrıca Teb’de Tanrı Amon, Mut ve Konsu çin yaptırılan Luksor tapınağı önemli yer tutar. Bu tapınağın iç mimarisi ve dış ilaveleri Amenofis III tarafından yeniden elden geçirildi. Orta İmparatorluk döneminde Deyr-ül Bahri’de Mentuhotep’e adanan bir tapınak daha öne çıkmaktadır. Ayrıca kayaya oyularak yaptırılan Hacepsut’un tapınağı da bu dönemin mimari özelliklerinden biriydi. Dikilitaşlar ve büyük memnon heykelleri devam etti. Orta imparatorluk döneminde Sesostris II’nin yaptırdığı sosyal kent ilgi çekicidir.

 

 

 

 

 

Tüm uygarlıklarda heykelcilik, sanat dalları arasında başlıbaşına bir emek ürünü olarak tanımlanır. Mısır’da üç bin yıl boyunca bugün bile adından heyecanla söz edilen bir heykelcilik çalışması yapılmıştır. Hanedanlar değiştikçe heykelcilik sanatındaki çizgiler de değişime uğramıştır. Bu gün de öyle. Sert yüzlü insan figürlerinin yer aldığı heykelcikler Mısır hanedanlarının son dönemlerinde daha yumuşatıcı çizgilere yerini bıraktı. Eski çağlarda yapılan heykellerin çoğunda sanatçının adı yazılmadığı için çoğu heykellerin hangi sanatçı tarafından yapıldığı bilinmiyor. Ancak Amarna sanatçıları olarak Thutmosis ile Juty’ın adları geçmektedir. Thutmosis, Amenofis IV (Akhenaton) ’un mimarı, Juty ise ana kraliçe Tiye (Taya) adındaki Akhenaton’un dul eşinin emrinde çalışan bir sanatçıydı. Heykelcilik eski imparatorluk döneminde cenaze mimarisini hızlandıran bir şekilde ortaya çıktı. Yapılanlar ölüyü temsil etmek üzere ceset ile beraber mezara konuldu. Bu heykellerde ölünün adı, ne iş yaptığı ve önemli sözleri kazılırdı. Bu da ölünün “Ka”sının, mezar soyguncuları, mezarı yağmalasalar da öbür dünyada huzuru garanti etmiş sayılırdı. Anıtsal heykelciliğin prototipi III Hanedan kralı Zoser’in heykeliydi. Bu heykel Sakkara’daki basamaklı piramitte bulundu. Gize’deki yüzü Kefren’e benzeyen Sfenks ilgi çekici bir sanatın zirvesi gibiydi. IV Hanedan kralları Snefru ile Keops’un birkaç heykeli dışında diğer eşyaları ve onlarla ilgili belgeler soyguncular tarafından çalınmıştı. Ancak Kefren ile Mikerinos’un portreleri önemli buluntular arasındaydı. Bunların yapımları çok daha değişik birer örnekle yeni imparatorluğun kültürel yansıması oldular. IV Hanedanlar döneminde prens Rahotep ile karısı Nofret’in heykelleri bu dönemin önemli çalışmaları arasında gösterildi. V Hanedanlar döneminin sanatçıları nedeni belli olmayan bir şekilde genellikle halktan bazı bireylerin heykellerini de yaptılar. Bunlardan “Ka-aper” adındaki köyün yöneticisini temsil eden heykelle “oturan katip” heykeli de bu çalışmanın içinde yer aldı. Heykel, Louvre Müzesinde sergilenmektedirler. VI Hanedan döneminde Pepi I’in Hierakanpolis’te bulunan heykelciği eski imparatorluk dönemi sanatçıların yaptıkları çalışmanın ötesinde olan bakırdan bir çalışmaydı. Mısır’daki heykelcilikte insan figürleri çizilirken son dönemlerde yüz hatları daha da belirgin olarak ele alındı. Ancak karanlık dönem olarak bilinen (İlorta dönem) ’de sanatın durduğu ortaya çıkıyor. X Hanedan döneminde heykel yapımı son derece az olarak yapıldı. Bunun nedenleri belge eksikliği yüzünden tam olarak bilinmiyor. XII’nci Hanedan dönemindeki çizgiler daha az farklıydı. Orta imparatorluk dönemindeki eski arayışlara dönüldü. Ancak başarılamadı. XII’nci Hanedan döneminde yavaş yavaş yeni ürünlerin yapımı ortaya çıktı. Örnek olarak Amenemhat III ile Sesostris III’ün portreleri gösterilebilir. Onların minyatür heykelcikleri Deyr-ül-Bahri’deki Meketra mezarlığında bulundu. XVIII Hanedan döneminde ülkeden kovulan istilacı Hyksoslardan sonra gelen firavunlar ülkeyi hızla geliştirdiler. Bulunan çeşitli heykeller dışında mimar Senenmut’un Deyr-ül-Bahri’deki Hacepsut tapınağı gelişmenin örnekleri olarak bilindi. Tutankhamon ve Horembeb’den sonra bu çalışma yavaşladı.

 

 

 

 

Mısır’da da yapılan ilk resim seramik üzerine işlenen süslemelerdi. Yani ilk seramik süslemesi Mısır’da resim sanatının başlama temellerini attırdı. Toprakta çıkan doğal boyaları,  taşlarla ezerek bir kamışın ucuyla bu sanata başlayan Mısırlılar tarihte kendilerinden oldukça fazla söz edileceğini bilmiyorlardı. Halkı yöneten firavunlar resim sanatında işlenen boyaları daha görsel hale getirmenin yollarını aramaları için sanatçılara özel mekanlar yaptırdılar. Eski imparatorlukta resim yapmanın yasaları, dinsel mitolojilere dayanıyordu. Yani tanrısal yasaların koyduğu çizgilerin dışına çıkılmıyordu. Kadın gövdesi devamlı sarı ya da pembe renkte, erkek gövdesi ise kırmızı ve kahverengi olarak belirtildi. Çünkü tanrıların yasalarında bu renklerin kadın ve erkeği temsil edeceği yazılıydı. Ancak tanrıça Hathor’un resmi çizilirken cildinin neden koyu renkte belirtildiği ise bilinmiyor. Yeni imparatorluk döneminde ise bazı fonlarda sarı renk egemen olmaya başladı. Fonlar genellikle beyaz boya ve yapılacak konunun durumuna bağlıydı. Eski imparatorluk döneminde sanatçılar eserlerini rölyeflere ve kireç ile boyanmış düz duvarlara yaparlardı. Hierakanopolis’te bulunan bir resim Mısır için eski resim sanatında iyi bir örnekti. Bu resimde temel renkler sarı beyaz ve siyahtır. Mezar duvarında işlenen resimler genellikle günlük yaşamdan kesitleri içerir. Resimde gösterilen bitki ve hayvanların da isimleri yazılırdı. Orta imparatorluk döneminde değişiklikler olmuşsa da sanatta bir duraklama oldu. Ancak renk kullanım biraz görselleşti. Bu görsellik yeni imparatorluk mezarlarındaki duvar resimlerinde görülür. İ.Ö. 1100-1500 arası tahmin edilen bu değişim 400 yıl sürdü. XVIII Hanedan dönemi biterken Tutankhamon dönemiyle Ramses mezar duvarlarında köle resimlerinin belgesel türü gösterilir. XIX-XX yüzyıllarda resimde yetenek başlamışsa da durgunluk vardı.

 

 

 

 

Mısırlılar öteki dünyada yeniden yaşayacaklarına o kadar çok inanmışlar ki; mezarlarını bile tanrılara adanan birer tapınak şeklinde yaparlardı. Bu nedenle Eski Mısırlılar ile ilgili izler; onların mezar odalarına bıraktıkları eşyalardan bulunuyor. Mezarlarına koydukları çeşitli süs eşyalarının anlamı, ölüler ülkesi kralı Osiris’in ülkesine yapacakları yolculukta rahat etmeleri içindi. Bu nesneler seramik eşyalar, takılar ve ev eşyalarıdır. Bunlar doğaüstü güzellikte yapılırdı. Sert taşlardan yapılmış vazo ve benzeri eşyalar da özenle işlenirdi. Özellikle eski imparatorluk döneminde yapılan ve kumlarla silinip parlatılan taş vazolar ilgi çekicidir. Mermerden ve bakırdan da süs eşyaları yapıldı. “Albtr mermer”in yontulması kolay olduğu için çeşitleri olan süs eşyaları yapıldı. Eski imparatorluk döneminde kral Keops’un annesi Hetephenes’in mezarında bulunan süs eşyaları inanılmaz derecede özenerek yapılmışlardı. Mezarında, koltuk sandalyeler, yatak odası takımı ve kelebek işlemeli bilezikler bulundu. Başka eşyalara işlenmiş altın işlemeler de vardı. Kraliçe Hacepsut’un mezarında bulunan mobilya süslemeleri de ilginçtir. Süsleme sanatı Mısır’da IV Hanedan döneminden sonra doruk noktaya ulaştı. XII Hanedan dönemindeki süsleme sanatı komşu ülkelerin uygarlıklarından da esintiler ilave edildi. Girit ve yakın doğu sanatı Mısır süsleme sanatının içine girdi. Bunlardan parlak bronz aynalar, papirüs yaprağından ayna sapları, altın kolyeler, iğneler metal işleme sanatındaki süslemeler bir hayli ilerledi. Bununla ilgili Dahsur’da bulunan kraliçe Khnumet’in taçları süsleme sanatının zirvesine tanıklık etti. İlgi çekici taçlar arasında prenses Sit, Hathor ve Yunut’da vardı. Orta imparatorluk döneminde bir başka süsleme sanatı görüldü. Seramikler mavi-turkuaz işlemelerle süslendi. Tanrıça Thueris’in hipopotamındaki süslemeler bunlara örnektir. Yeni imparatorluk döneminde süsleme sanatı en yüksek zirvesine ulaştı. Tutankhamon’un mezarında bulunan buluntular bu sanatın hanedan döneminde ne kadar ilerlediğini gösterir.

 

 

 

 

Günümüzdeki dinlerin kaynağı Mısır tanrılar listesindeki tanrısal metinlerden kaynaklandığı açıkça ortadadır. Musevi dininin yayılma ve gelişmesini en iyi örnek olarak gösterebiliriz. Bu örneğin nedeni Hz. Musa’nın Ramses II döneminde kralın oğulluğu olarak Amon tapınağında baş rahip olarak görev yapıp, Osiris kültünü savunmasına bağlanıyor. Listede yer alan çoğu tanrılarla ilgili semboller birbirinin benzeri olarak göze çarpar. Bunun iki nedeni var. Birincisi iki Mısır’ın birleşmesinden kaynaklanan çizimler. İkincisi de kendisinden önce tapınılan tanrı ya da tanrıçasının sembolünü örnek alan çizimler. Bu benzerlikler ince ayrıntılarla kime ait olduğu gösterilmiştir. Örneğin ayrıntı ya asa şeklinin öne çıkması ya da çizilen sembolün hiyeroglif tanımıydı. En çok bilinen Tanrılar; Amon (Amen) Kneph, Sati, Khem, Pah, Neith, Maat (Maut) Ra, Khefra, Shu, Mentu, Osiris, Hathor, İsis, Seb, Khons, Thoth, Anubis, Nut, Bast, Anuka ve seth. Bu tanrılar ve burada yer almayan diğer tanrılarla ilgili bilgiler alfabetik sıralamada kısa bir şekilde anlatılmıştır.  

 

 

 

Mısır’da söz edilen dinsel mitoloji ve yaratılış mitolojisi yaklaşık 5 bin yıldan fazladır varlığını günümüze kadar taşımıştır. Günümüz dinlerinden İslam dini dahil diğer dinlerin varlıkları olmadan önce Mısır’da dinsel hortlamanın mitolojileri görülür. Araştırmacılar dinsel mitolojinin “ Politeistik-henoteistlik” bir yapılanmanın dışında “Monotesitik” bir yapıya da sahip olduğunu ileri sürerler. Mısır’ın Erken dönemindeki mitolojik dinleri şimdilik beş farklı gurup halinde ele alınarak inceleniyor. Bu guruplar: Baş tanrının Atum olarak bilindiği  Heliopolis’teki 9 tanrının birleştiği “Enneada” gurubu, Ra’nin baş tanrı olarak ifade edildiği Hermopolis’teki sekiz tanrının birleştiği “Ogdoad”gurubu, baş tanrı Chnum’un olduğu belirtilen Elefantine’deki üçlü tanrılar birleşmesi “Chunum-Satet-Anuket”, baş tanrının Amun olduğu belirtilen Teb kentinin üç tanrı kualisyonu olan “Amun-Mut-Chons(Khons)”, ayrıca baş tanrının Ptah olduğu ileri sürülen Memfis’in üç tanrı kualisyonu”Ptah-Sekhmet-Nefertem” olarak ifade ediliyor. İnançların farklı bölge ve ırklardan oluşmuş kralların zaman içinde belli değişiklikler yaparak süreçi değiştirmiş olabileceği de belirtiliyor. Değişime uğrayan bu sürecin Mısır’ın eski yönetiminin çöküşünden sonra da devam ettiği belirtilir.

 

 

 

 

 

casus telefon
casus teleon
casus telefon